top of page

2023 VİZYONU

SİYASET

MUHAFAZAKÂR DEMOKRAT SİYASİ KİMLİK

Adalet ve Kalkınma Partisi kendisini siyasetin merkezinde konumlandıran muhafazakâr-demokrat bir kitle partisidir.

Cumhuriyet tarihinin en büyük demokratikleşme ve değişim hamlesini başlatan AK Parti, kurulduğu 2001’den bu yana girdiği 5 seçimden ve 2 halkoylamasından başarıyla çıkmış, üst üste üç dönem oylarını artırarak iktidarını koruma başarısı göstermiştir.

AK Parti’nin geliştirdiği “muhafazakâr demokrat” siyasi kimlik, kurumsallaşarak büyük bir siyasi cazibe merkezine dönüşmüş ve diğer bölge ülkelerine örneklik teşkil edecek bir ilham kaynağı haline gelmiştir.

AK Parti’nin geliştirmeye çalıştığı muhafazakâr demokrat siyasi kimlik dünya genelindeki muhafazakârlık pratikleriyle örtüşen özelliklere sahip olmakla birlikte, Türkiye’nin sosyo-kültürel özellikleriyle şekillenen bir muhtevaya ve yerel dinamiklerle şekillenen bir siyaset tarzına sahiptir.

Büyük oranla Müslümanların yaşadığı bir ülkede demokrasi tecrübesinin gelişmesinde ve bölgesinde örneklik oluşturmasında muhafazakâr demokrat anlayışın ciddi katkısı bulunmaktadır.

Muhafazakârlığın her türlü otoriterleşmeye karşı sınırlı iktidarı savunan, değişimi doğal süreç içinde toplumsal dinamiklere bırakan, özgürlüğün soyut değil somut şekliyle anlam taşıyacağını vurgulayan, aile, gönüllü kuruluşlar, vakıflar gibi toplumsal ara koruma mekanizmalarını önemseyen yapısı, demokratik anlayışla telif edilebilecek bir siyasi öz ortaya koymaktadır. Bu süreçte eleştirel aklın, fikri ve davranış çoğulculuğunun, yanılabilirlik anlayışının geliştirilmesi kadar, temel hak ve özgürlükleri merkeze alan, sivillik ve toleransı gözeten bir siyasi tasavvurun ön plana çıkarılması, muhafazakârlığı demokratik formatta yeniden tanımlamıştır. AK Parti kendi medeniyet değerlerini esas alarak demokratik bir siyaset tarzını hayata geçirmiş, Türk siyasetine farklı bir siyasi çizgi kazandırmıştır.

Uzlaşma kültürüne dayalı siyaset… Muhafazakâr demokratlığa göre siyaset alanı uzlaşma kültürüne dayanır. Toplumsal alandaki farklılıkların siyasi alanda kendilerini dile getirmeleri ancak siyasi alanın uzlaşma temelinde kurulmasıyla mümkündür. Toplumsal ve kültürel çeşitlilikler demokratik çoğulculuğun üreteceği tolerans ve hoşgörü zemininde siyasete bir renklilik olarak katılmalıdır. Katılımcı demokrasi de kendisini bu farklılıklara temsil imkânı sağlayarak ve siyasi sürece katarak geliştirir.

Sınırlandırılmış ve tanımlanmış bir siyasi iktidardan yana olan muhafazakâr demokratlık, totaliter ve otoriter anlayışları demokratik siyasetin düşmanı olarak görür.

Muhafazakâr demokratlık millet iradesine dayanan siyasi meşruiyet ile insanlığın ortak değerlerine dayalı hukuki meşruiyeti önemser.

Hukuk devletinin gereği, siyasi iktidarı ve tüm kurumları evrensel değerlere dayanan objektif kurallar ve yasalar ile sınırlamaktır. Ayrıca devletin ideolojik bir tercihle kendisini tabulaştırılmış bir alana hapsetmesi, halka ideolojik dayatmada bulunması söz konusu olmamalıdır. Devlet asli fonksiyonlarına çekilmiş, küçük ama dinamik ve etkili bir devlet olmalı; vatandaşını tanımlayan, biçimlendiren, ona tercihler dayatan değil; vatandaşın tanımladığı, denetlediği ve şekillendirdiği bir devlet olarak hizmet etmelidir.

Reform siyaseti… Demokratik siyaset zemini her türlü sorunun aktarıldığı, tüm toplumsal taleplerin yansıtıldığı ve doğru ile yanlışın kendisini test ederek düzeltebilecekleri bir zemindir.

Muhafazakâr demokratlık, tepeden inmeci değişim anlayışına karşı doğal bir süreç şeklinde işleyen tedrici ve aşamalı bir değişim anlayışına dayanır. Toplumsal dönüşüm, en temel ve kalıcı değişim şeklidir. Sosyo-ekonomik, kültürel ve siyasi hayata sekte vurulması, mevcut birikimin ortadan kalkması ve tarihi gelişimin heba olması açısından olumsuz olduğu gibi, tepeden inmeci ve dayatmacı yöntemlerle total anlayışların topluma kabul ettirilmeye çalışılması da bugün için etkisini yitiren bir yöntemdir. Bu açıdan muhafazakârlığın geleneksel yapıyı totaliter devrimci müdahalelere karşı koruyan ve tarihi kazanımları geleceğe yansıtmaya çalışan potansiyeli önemlidir.

Muhafazakârlık radikalizmi ve toplum mühendisliğini reddeder. Siyaset çatışma, kamplaşma ve kutuplaşma yerine uzlaşma, bütünleşme ve hoşgörü üzerine kurulmalıdır. Geleneksel yapının bazı değerlerini ve kazanımlarını koruyarak değişimi sağlamak gerekir.

Sistemi normalleştiren siyaset… AK Parti’nin geliştirmeye çalıştığı siyasi kimliğin en önemli özelliği Türk siyasetini normalleştiren bir karakter taşımasıdır. Onlarca yıldır Türk siyasi hayatının din-siyaset, gelenek-modernlik, din-devlet, devlet-toplum-birey gibi kavramların doğurduğu gerilimlerin etkisi altında olduğu söylenebilir. Bu gerilimler siyasi alanı daralttığı gibi birçok soruna da yol açmıştır. AK Parti, bu kavramları sağlıklı bir zeminde yeniden kurgulamaya ve bunları gerilim unsuru olmaktan çıkarmaya çalışmış, sun’i gerilimler ve krizler üreten vesayetçi anlayışları gerileterek sistemi önemli ölçüde normalleştirmiştir.

AK Parti geçen süre zarfında hem kendi varlığını korumuş, hem Türk demokrasisini ayakta tutmayı ve daha ileri noktaya taşımayı başarmıştır. Kurulduktan kısa bir süre sonra iktidara gelen AK Parti’nin girdiği seçimlerden başarıyla çıkarak uzun soluklu bir iktidar partisi haline gelmesi, normalleşmenin sağlandığını göstermektedir.

Gerçekçi siyaset… Türk siyaseti uzunca bir süre muğlak, müphem, ne olduğu tam anlaşılmayan siyasi hareketlere veya içi kısa sürede boşalan siyasi söylemlere sahne olmuştur. Özellikle iktidara gelen partilerin pragmatizm ve popülizmle siyasi kimliklerinden koparak konjonktüre teslim olması ve siyaset felsefesine uymayan söylem ve eylemler içinde olması bu partilerin temsil ve söylem krizine girmesiyle sonuçlanmıştır. Parti programı, hükümet programı ve acil eylem planıyla rotasını net olarak tanımlayan AK Parti’nin bu duruşu şüpheci yaklaşımları önemli ölçüde gidererek toplumsal güveni artırmıştır. AK Parti, parti ve hükümet programlarıyla siyasetini tanımlayarak hem ölçülebilir bir siyasi performans ortaya koymuş, hem siyasete kalite kazandırmış, hem de gizli gündem gibi karalama kampanyalarını boşa çıkarmıştır.

Kucaklayıcı birlik siyaseti… AK Parti farklı siyasi çizgilerden gelen kişilerin belli değerler ve belli ilkeler üzerinde buluşma noktası olarak kendisini konumlandırmaktadır. Hareketinin merkezine tek bir dini anlayışı, mezhebi veya etnik özelliği yerleştirerek “biz ve diğerleri” ayrımı yapan ayrışmacı kimlik siyaseti, hem siyasi alanda kutuplaşmaya sebep olmuş, hem de partilerin marjinal kalmasını sağlamıştır. AK Parti ise bütün toplum kesimlerinin her türlü meselesini siyasetinin konusu yapmış, genel bir demokratikleşme çerçevesinde temel sorunların çözülebilmesi için uğraşmıştır. Daha kucaklayıcı birlik siyaseti izlemesi, AK Parti’yi hem büyütmüş, hem de Türkiye’nin birlik ve bütünlüğünün sigortası haline getirmiştir.

Değişimci siyaset… AK Parti, toplumun değerlerine dayanarak Cumhuriyet tarihinin en büyük değişim-dönüşüm hamlesini başlatmış, Cumhuriyetimizi ileri demokrasi ile taçlandıracak reformlara imza atmıştır.

Muhafazakârlığı değişime karşı olmak değil, totaliter, otokratik ve radikal değişimlere karşı olmak şeklinde algılayan AK Parti, toplumsal dinamiklere dayanan, tedrici değişim anlayışıyla “sessiz devrim” denilen dönüşümleri gerçekleştirmiştir.

İlkeli siyaset… Muhafazakâr demokrat bir parti olarak AK Parti, 10 yıllık iktidarı süresince reel politika ile normatif politikayı bir arada götürmüş, ilkeli ve tutarlı bir siyaset ortaya koymuştur. Siyaset yaptığı değer, ilke ve gelenekler ile gelişen olaylar ve reel politika arasında doğru ilişki kuran AK Parti, hem değer yüklü hem gerçekçi uygulamalar ortaya koymuş, iktidarın eritici ve yozlaştırıcı etkisi karşısında ilkelerini ve duruşunu muhafaza etmiştir.

Yüksek siyaset… AK Parti, başından beri sadece toplumun karşı karşıya kaldığı münferit sorunlara değil, sistem ile ilgili sorunlara da kapsamlı çözümler geliştirmiştir. Çetelerle ve illegal yapılanmalarla başarılı bir mücadele verilmesi, Kıbrıs sorunundan Ermeni meselesine, demokratik açılımdan asker-sivil ilişkilerine kadar çok önemli konularda gelişme kaydedilmesi, AK Parti’nin yüksek siyaseti ön planda tuttuğunu göstermektedir. AK Parti hem mikro sorunlara el atmakta, hem makro meselelerle ilgilenmektedir.

Türkiye’nin geleceğini şekillendirecek siyasi hareket AK Parti, siyasi anlayış ise muhafazakâr demokrat siyaset tasavvuru olmaya devam edecektir.

SİYASET, DEMOKRASİ, ANAYASA VE HAKLAR

İleri Demokrasi

AK Parti olarak ileri demokrasiyi; kişinin vazgeçilmez, devredilmez, dokunulmaz temel hak ve hürriyetlerinin eksiksiz yaşanabildiği ve bunların her türlü otorite karşısında korunduğu, devlet tarafından kesin bir biçimde garanti altına alındığı; vatandaş iradesinin devletin bütün kurumları üzerinde belirleyici etkiye sahip olduğu; sadece düzenli aralıklarla yapılan seçimlerle değil, kamu hayatının her alanında vatandaşların kararlarıyla ve denetimleriyle yönetime katılabildikleri kurumsallaşmış, özgürlükçü demokrasi olarak tanımlıyoruz.

AK Parti demokrasiyi, halkın geniş boyutlu katılımı ile sürekli geliştirilmesi gereken bir süreç olarak görmektedir. Hoşgörü, diyalog ve müzakere rejimi olan demokrasi, hukuk kurallarının ve yönetim ilkelerinin vatandaşların rızasıyla ve iradesiyle şekillendiği yönetim biçimidir. Halkın iradesinin özgür ve adil seçimlerle tezahür ettiği, bu irade çerçevesinde seçimle oluşan organ ve kurumların nihai karar ve icra yetkisini kullandığı demokratik rejimlerde tüm farklılıklar ve azınlıktaki görüşler koruma altındadır.

Çoğunluğun azınlığa, azınlığın çoğunluğa tahakküm etmediği; çoğulcu bir anlayışla karar süreçlerinin işletildiği, her türlü işlem ve eylemin evrensel hukuk normlarına dayalı objektif kriterlerle denetlendiği demokratik yönetimlerde sivil toplum kuruluşları, medya, kanaat önderleri, meslek kuruluşları gibi kesimler ve örgütler aktif rol oynarlar.

AK Parti 2001’den itibaren Cumhuriyet tarihinin en büyük demokratikleşme hareketini başlatmış, demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla işlemesi ve ideal anlamıyla uygulanabilmesi için farklı toplum kesimlerine öncülük ederek büyük bir mücadele ortaya koymuştur. AK Parti, vesayetçi anlayışı kırarak millet iradesinin kurum ve kuruluşlara yansımasını mümkün kılmıştır. Örgütlü ve açık bir toplum oluşması için büyük reformlar yapmıştır.

Güdümlü ve noksan bir demokrasiyi Türkiye’ye yakıştırmayan AK Parti, ileri demokrasiye sahip ülkelerdeki gelişmiş standartları yakalamak için bugüne kadar olan gayretini bundan sonra da sürdürecektir.

İleri demokratik normları ve işleyiş biçimlerini hayatın her alanında geçerli kılma çabası içinde olan AK Parti, kurumsallaşan ve yaşam kültürüne dönüşen bir demokrasi örnekliği oluşturmaya çalışmaktadır.

Siyaset Kurumuna Bakışımız

AK Parti, Türkiye'deki siyaset sisteminin tümden gözden geçirilmesi gerektiğine inanmış ve siyaset kurumunu problemlerin çözüm mekanizması haline getirmiştir. Çözüm odaklı siyaset anlayışı siyaset alanını genişletmiş, siyaset kurumunun etkisini, güvenirliliğini ve gücünü artırmıştır.

Millet iradesinin yönetime yansımasını “siyasallaşma” şeklinde yaftalayarak devre dışı bırakmaya, belli odakların ve bürokratik oligarşinin iradesiyle şekillenen bir yönetim biçimi oluşturmaya çalışan anlayış, AK Parti’nin kararlı mücadelesiyle etkinliğini kaybetmiş; siyasetin gelişimi, halkın iradesini güçlendirecek demokratik yönetimin gelişimi olarak algılanmaya başlamıştır.

AK Parti’nin siyaset anlayışına göre, milletin iradesi esastır ve millet iradesini gölgede bırakacak hiç bir uygulamaya müsamaha gösterilemez.

AK Parti, 2002 yılından itibaren Programında belirtilen bu görüşlerini hayata geçirmek amacıyla önemli yasal reformlar yaparak; ülkemizde hukukun üstünlüğü, demokrasi ve insan haklarının gelişmesi, en ileri standartlara kavuşturulması ve bu meyanda siyasi özgürlük alanlarının genişletilmesi yönünde büyük ve önemli adımlar atmıştır.

Bu çerçevede 30 olan milletvekili seçilme yaşı 25’e indirilmiştir. Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi kabul edilmiştir.

Katılımcı demokrasi anlayışımızın gereği olarak “referandum” müessesesine işlerlik kazandırılmış; milli irade sadece seçimden seçime değil, önemli konularda her zaman başvurulacak bir merci haline getirilmiştir.

Milli iradenin sağlıklı tecelli etmesi için seçim propagandası ve seçim yasakları konusunda uygulanacak hükümler ile seçim güvenliği ve oyların sayım ve dökümüne dair usul ve esaslar şeffaflık ilkesi gözetilerek yeniden düzenlenmiştir. Oy verme işlemlerinde kullanılacak araç ve gereçler (oy sandıkları, kapalı oy verme kabinleri) çağdaş standartlara uygun hale getirilmiş, milletvekili seçimlerinde renkli oy pusulasına geçilmiştir. Siyasi partiler ve adaylara yerel dil ve lehçelerde propaganda imkânı getirilmiştir.

Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın ülkemizde yapılan genel seçimlere ve halkoylamalarına katılım oranlarını artırmak amacıyla, uygulamadaki teknik ve idari yetersizlikler giderilmiş, vatandaşlarımızın bulundukları ülkelerde oy kullanması imkânı getirilmiştir.

AK Parti iktidarında saydamlığın artırılması ve yolsuzlukla mücadele alanında da köklü adımlar atılmıştır. AK Parti, iktidara geldiği günden itibaren yolsuzluğa karşı kapsamlı ve tavizsiz bir mücadele başlatmış, bunun meyvelerini de kısa sürede almıştır. Bu çerçevede ulusal düzeyde Bilgi Edinme Hakkı Kanunu, Dernekler ve Vakıflar Kanunları, Kamu İhale Kanunu gibi kanunlarda değişiklikler yapılmıştır. Ayrıca vatandaşın kamu yönetimiyle doğrudan ilişki kurmasına imkân sağlayan BİMER oluşturulmuş ve Kayıtdışı Ekonomi ile Mücadele Stratejisi hayata geçirilmiştir.

AK Parti yolsuzlukla mücadele alanında çok taraflı anlaşmalara da imza atmıştır.

Bu tedbirler sayesinde Türkiye, yolsuzlukla mücadelede çok önemli bir mesafe almıştır. Bunun siyasete, ekonomiye ve topluma olumlu yansımaları olmuştur. AK Parti’nin yolsuzlukla mücadele konusundaki kararlı tutumu güçlenerek devam edecektir.

Siyasi Partiler

Siyasi partiler demokratik hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır. Fakat ülkemizde Anayasa ve yasalar; partilerin tüzükleri, teşkilatlanmaları, programları ve faaliyetleri alanında bir dizi yasaklar ve sınırlayıcı kurallar içermektedir.

Adeta siyasi partiler birer kamu kurumu, partilerin tüzük ve programları birer kamu yönetmeliği, faaliyetleri ise bir devlet faaliyeti biçiminde tanımlanmıştır. Tek tipçi anlayış siyaset alanına da hâkim kılınmıştır. Bu, siyasi partilerin bir halk kurumu, sivil toplum örgütü olma özelliğini ortadan kaldıran bir yaklaşımdır. Ayrıca, siyasetçilerin milletimizin sorumluluğunu layıkıyla taşıyamayacağına inanan, bu nedenle siyasete ve siyasetçiye güvenmeyen, siyaseti ve siyasetçiyi itibarsızlaştırmak isteyen vesayetçi anlayışın bir ürünüdür.

AK Parti kurulduğu günden itibaren bu vesayetçi anlayış ile mücadele etmiştir. Sandıkta tezahür eden milli iradeye sahip çıkmayı siyasi namus kabul etmiştir. Demokrasiyi ve milletin iradesini yüceltmiş, milletin iradesi üzerindeki gölgeleri ortadan kaldırmak için Anayasa ve yasalarda önemli reformlar gerçekleştirmiştir. Sivil siyasetin alanını genişletmiş, siyasete ve siyasetçiye yeniden itibar kazandırmıştır.

Gerçek bir hukuk devletinde anayasa ve yasalar, insanların parti kurma, kurdukları partinin tüzüğünü ve programını kendi görüşlerine göre hazırlama ve dilediği siyasi faaliyetleri yapabilmesini teminat altına almalıdır.

AK Parti, siyasi partilerin kurulmasını kolaylaştırmıştır. Önceden milletvekili seçilme yeterliliğine sahip kimseler parti kurma hakkına sahip iken, yapılan değişiklikle siyasi partilere üye olma yeterliliğine sahip vatandaşların parti kurması imkânı getirilmiştir.

Siyasi parti kurma, partilerin tüzük ve programlarının hazırlanması, partilerin teşkilatlanması, parti içi demokrasinin güçlendirilmesi hususlarındaki yasaklayıcı, kısıtlayıcı, emredici ve tektipleştirici Anayasa ve yasa hükümlerini değiştirerek, siyasetin alanını daha da genişletip özgürleştireceğiz.

Bundan sonraki süreçte siyasi partileri tek tip teşkilatlanmaya iten yasal düzenleme mantığından vazgeçilecektir. Bunun yerine siyasi partilerin serbest bir biçimde kurulması, örgütlenmesi ve propaganda yapması haklarını güvence altına alan bir düzenleme yapılacaktır. Partilerin özgür ve demokratik bir biçimde teşkilatlanmalarına zemin hazırlayan ve başkaca hiçbir hükme yer vermeyen demokratik ve sivil bir yasal düzenlemenin hayata geçirilmesi planlanmaktadır.

Ayrıca Türkiye’yi uluslararası alanda zor durumda bırakan ve ülke içinde siyaset yapma özgürlüğünü daraltan parti yasaklama ve kapatma konusunda ileri demokrasi kriterlerine uygun düzenlemeler yapılacaktır. Partilerin tabelaları veya tüzel kişilikleri suç işleyemez ve insanları suç işlemeye teşvik edemez. Suç işlemek ve teşvik etmek sadece parti üyeleri, parti delegeleri veya parti yöneticileri tarafından yapılabilir. Suç da, ceza da şahsidir. Bir parti üyesi veya yetkilisinin işlediği suçtan dolayı partinin cezalandırılması suç ve cezanın şahsiliği ilkesine de aykırıdır. Parti üyelerinin suçları varsa bu suçların cezası Ceza Kanunu’nda vardır.

Bu nedenle siyasi partilerin cezalandırılması sürecinde referans alınan başta milletvekilleri olmak üzere, parti üyeleri tarafından işlenen suçlar nedeniyle kapatma ya da benzeri yaptırımlar uygulanmasının önüne geçilecek, suç teşkil eden eylemler nedeniyle siyasi partiler değil, suçu işleyen kişilerin cezalandırılması gerektiği yaklaşımı hayata geçirilecektir.

Siyasi alanın önemli sorunlarından biri de kanunda yer alan ve siyasi partilere kimlerin üye olabileceğine ilişkin hükümlerdir. Demokratik bir ülkede vatandaşların sorunlarını siyasi yollarla çözme çabası içinde olmalarından daha doğal bir durum olamaz. Vatandaşları siyasi alanın dışında tutmak, doğrudan onları hukuk devleti sınırları içinde çözüm üretme sürecinin dışına itmek anlamına gelir. Bu nedenle siyasete katılma ve siyaset yapma hakkına getirilen yasaklar ortadan kaldırılacaktır.

Yargı, güvenlik bürokrasisi ve hükümlüler dışında, bütün vatandaşların hiçbir ayrım yapmadan siyasi partilere üye ve yönetici olabilmelerinin önü açılacaktır.

Anayasa’da ve Siyasi Partiler Kanununda sayılan çok sayıda yasak bulunmaktadır. Bu yasakların birçoğunun uygulanması mümkün olmamakta, diğer bir bölümü ise önemli konularda siyaset kurumunu adeta susturmaya dönük bir anlayışın tezahürü şeklinde ortaya çıkmaktadır. Getirilmiş bu yasaklar, siyasetin alanını daraltmaktadır. Demokrasi ve hukuk devletiyle bağdaşmayan bu yasaklar ve sınırlamalar kaldırılacaktır.

Seçimler

Yeni dönemdeki hedeflerimizden birisi seçim sistemi ve seçimlere ilişkin sorun teşkil eden yasal düzenlemelerin ortadan kaldırılması, seçme ve seçilme hakkına ilişkin yasakların kaldırılması ve özellikle temsilde adaletin güçlendirilmesi olacaktır. Bunun için başta Anayasa, 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu ve 2839 Sayılı Milletvekili Seçim Kanunu olmak üzere tüm yasalarda gerekli değişiklikleri yapacağız.

Seçme ve seçilme hakkının önündeki bütün antidemokratik engelleri ve kısıtlamaları kaldıracağız.

Demokratik temsilin azami düzeyde sağlanması, demokratik standartların yükseltilmesi, millet ile milletvekillerinin daha da yakınlaşması ve milletin seçtiklerini yakından tanıma ve iletişim kurmasının kolaylaştırılması için gereken yasal düzenlemeler yapılacaktır.

Seçimlerin yönetim ve denetiminden sorumlu Yüksek Seçim Kurulu’nun kendisinden beklenen işlevleri en uygun biçimde yerine getirebilmesi için gerekli düzenlemeler yapılacaktır. Yüksek Seçim Kurulu’nun yapısını ve çalışmalarını demokratikleştirmek, şeffaflaştırmak, verimlileştirmek için kurulun oluşumunda yargı mensuplarıyla birlikte TBMM’de temsil edilen siyasi partiler tarafından önerilen üyelerin de bulunduğu daimi bir yapı tesis edilecektir.

Siyasi Sistem

Yaklaşık 200 yıldır hükümet sistemleri üzerindeki arayış ve tartışmalar devam etmektedir.

Türk siyasi sistemi belli aralıklarla güçlü ve istikrarlı iktidarlara tanık olsa da genel olarak siyasi tarihimiz istikrarsızlıkların, çok parçalı, zayıf ve verimsiz iktidarların sebep olduğu kayıp dönemlerin tarihidir.

Türkiye, siyasi istikrarın ve güçlü iktidarların olduğu dönemlerde her alanda büyümüş ve gelişmiştir. Menderesli yıllar, Özallı yıllar ve AK Partili yıllar bunun en somut örnekleridir. Siyasi istikrarın ve güçlü iktidarların olmadığı dönemlerde ise siyasi, ekonomik ve sosyal krizlere girilmiş, elde edilen kazanımların önemli bir kısmı da kaybedilmiştir.

Parçalı, zayıf, hızlı karar alma refleksi olmayan ve siyasi irade gösteremeyen hükümetler her türlü antidemokratik müdahaleye açık olmuşlar, vesayetçi anlayışların gölgesinde kalmışlardır. Siyasi, ekonomik ve sosyal krizlerin böyle dönemlerde tırmanması bir tesadüf değildir. Böyle dönemler içeride ve dışarıda ülkemize büyük bedeller ödetmiştir.

Siyasi geçmişimizden edindiğimiz tecrübelerden yola çıkarak; siyasi istikrar üretecek yeni bir hükümet sistemi arayışı ve tartışmaları uzun yıllardır ülkemizde devam etmektedir. AK Parti de kurulduğu günden bu yana bu tartışmaların hem önünü açmış, hem de bu tartışmalara önemli katkılar sağlamıştır.

Türkiye’nin 2023 hedeflerine ulaşabilmesi için adalet, güven ve istikrar üreten güçlü iktidarlara ihtiyacı vardır. Türkiye’nin bugün karşı karşıya olduğu sorunları çözebilmesi ve risklerle baş edebilmesi, bölgesel ve küresel iddialarını gerçekleştirebilmesi, etkin ve güçlü iktidar yapılarını gerektirmektedir.

Cumhurbaşkanını halkın seçmesini öngören referandum kararından sonra Türkiye’de siyasi sistem değişikliği bir zorunluluk halini almıştır. Geleceğin Türkiye’sini şekillendirecek yönetim modelinin ve sisteminin ne olduğu konusu ivedilikle değerlendirilmek durumundadır. Partili Cumhurbaşkanı, yarı-başkanlık veya başkanlık sistemleri bu çerçevede tartışılmalıdır.

Bu tartışmaların hedefi güçlü iktidarı, istikrarlı yönetimi dönemsellikten kurtarıp kurumsallaştırmak olmalıdır.

Türkiye’nin yönetimde istikrarı kaybedip, güçsüz, zayıf ve her tür müdahaleye açık iktidarlara mahkum olmaması için; halkın iradesinin yönetime daha etkin yansıdığı; yasama ve yürütme kuvvetlerinin tam ayrı ve bağımsız olduğu; yürütmenin yasama tarafından etkin denetlenebildiği; istikrarlı, etkin, güçlü ve tek başlı bir yürütmenin olduğu; krizlerin ve her tür sorunun çözümü için daha cesur ve hızlı kararlar alınabildiği; halka hesap verme ve halkın hesap sorması bakımından açıklık ve şeffaflığın bulunduğu bir sisteme geçilmesi zaruridir.

AK Parti, Türkiye’nin siyasi sisteminde yapısal bir sorun olduğunu düşünmekte, buna yapısal bir çözüm bulmak gerekliliğine inanmaktadır. Onun için başkanlık, yarı-başkanlık veya partili cumhurbaşkanlığı tercihlerinden birinin seçilip uygulanması şarttır.

Yeni Anayasa

AK Parti kurulduğu günden bu yana ileri demokrasi anlayışını yansıtan, mümkün olan en geniş mutabakatla ve demokratik yöntemle hazırlanan, toplumun bütün kesimlerinin sahipleneceği yeni bir anayasa yapma azim ve kararlılığındadır. Dışlayıcı değil kapsayıcı, ötekileştirici değil kucaklayıcı, ayrıştırıcı değil bütünleştirici, yasakçı değil özgürleştirici, aynılaştıran değil çeşitlilikte birliği savunan, çoğulcu ve özgürlükçü bir anayasa hazırlama hedefini ilk günden itibaren savunan AK Parti bunun mücadelesini vermektedir.

Temel hak ve hürriyetler, demokrasi, hukuk devleti, düşünce ve inanç özgürlüğü gibi kavramlar, 1982 anayasasında evrensel anlamlarıyla yer almamaktadır. Anayasa’da dar anlamlarıyla, çok sınırlı ve kendine özgü şekilde yer almaktadır. 1982 Anayasası 17 kez değişmiş ve yarıdan fazla hükmü değiştirilmiş olmasına rağmen, başlangıç bölümünde yer alan “anayasanın özüne ve ruhuna saygı ve mutlak sadakatle anlaşılıp yorumlanması gerektiği” anlayışı sebebiyle yapılan değişiklikler de ideolojik okumaya tabi tutulup anlamsızlaştırılmaya çalışılmıştır. 27 Mayıs’la başlayan anayasacılık anlayışının getirdiği “anayasanın ruhu ve özü” olgusu, değişiklik çabalarına karşı bir vesayet ve koruma kalkanı oluşturmuştur.

Türkiye’de yeni bir anayasa zaruretini ortaya koyan ve milletin bunu görmesini sağlayan AK Parti’dir. 2002’den bugünlere yaşanan siyasi ve hukuki sorunlar yavaş yavaş anayasa meselesinin kavranmasına, bütün sorunların bir şekilde anayasayla ve onun ruhuyla ilişkili olduğunun görülmesine imkân vermiştir. Nitekim Partimiz 2007 yılında yeni anayasanın gerekliliğini gündeme getirmiş ve çalışmalar yapmıştır.

AK Parti, 12 Eylül 2010 referandumu öncesinde tek başına gayret göstermiş, anayasa değişikliğini tek başına yapmış, milletin önüne tek başına çıkmıştır. Diğer bütün partiler, yeni anayasa bir yana esaslı bir anayasa değişikliğine bile inanmamış, katkı sunmamıştır. 12 Haziran 2011 seçimlerinden önce oy hesaplarıyla bütün partiler yeni anayasa projeleriyle milletin önüne çıkmıştır. Geç de olsa herkesin yeni anayasa zaruretini idrak etmesi önemli bir gelişmedir. Bu gelişmenin neticesinde 12 Haziran seçimleri sonrası oluşan parlamentoda yeni anayasa hazırlığı süreci başlamıştır.

AK Parti yeni anayasa hazırlanma sürecinde de öncülük etmiş, yapıcı ve yol açıcı olmuştur. Anayasa değişiklikleri için TBMM Anayasa Komisyonu yerine yeni bir komisyon önermiştir. Zira TBMM Anayasa Komisyonu’nda siyasi partiler milletvekili sayıları oranlarıyla temsil edildiğinden ve çoğunluk AK Parti’de bulunduğundan, diğer partilerin gerçek bir katılım sağlayamayacağı düşünülmüş, bütün partilerin gönüllü katılacağı ve gerçek katkı sunabileceği her partiden 3 temsilcinin bulunduğu bir Uzlaşma Komisyonu AK Parti tarafından önerilmiştir. Yani yeni anayasa fikrinin olduğu kadar yeni anayasa yapım sürecinin de mimarı AK Parti’dir.

Türkiye yeni anayasa sürecini tamamlamak zorundadır. Yeni anayasa bir tarihi zarurettir; hiç kimse, hiçbir siyasi parti bu zaruretten ve tarihi sorumluluktan kaçamaz. Dünya değişmiş, Türkiye değişmiş, millet iradesine ve hâkimiyet hakkına sahip çıkmanın idrakine bütünüyle varmış, darbelerin getirdiği vesayetçi anayasa anlayışının dayandığı siyaset tarzı iflas etmiştir. Mevcut anayasanın dayandığı zihniyet dünyası tasfiye olmuştur. Bu bakımdan yeni anayasa er veya geç, ama mutlaka yapılmak durumundadır.

AK Parti’nin yeni anayasa ile ilgili açık ilkeleri vardır. Anayasalar iki bölümden oluşmaktadır. İlki temel hak ve hürriyetler, ikincisi ise devletin yapısı ve işleyişi. Birinci bölümle ilgili ilkemiz şudur: “Temel hak ve hürriyetler anayasanın veya devletin bir lütfu değildir; anayasa ötesi bir meşruiyet zeminine dayanır; doğuştan, insan olmak hasebiyle herkes bunlara sahiptir.” İkinci bölüm için ise ilkemiz şöyledir: “Egemenlik yetkisi kullanan her kişi veya kurum doğrudan veya dolaylı olarak millet iradesine dayanmak zorundadır; gücünü milletten almayan hiçbir kişi veya kurum egemenlik/iktidar yetkisi kullanamaz.”

Mevcut anayasanın sahip olduğu anlayış “devletin milleti” anlayışıdır. Yeni anayasa bu anlayışı tersine çevirmek zorundadır. Devletin milleti olmaz, milletin devleti olur. Yeni anayasa süreci, devletin milleti anlayışından, milletin devleti anlayışına geçiş sürecidir.

Türkiye’nin yeni, demokratik, sivil, özgürlükçü bir anayasaya sahip olması için, AK Parti milletle beraber azimle, kararlılık ve iradeyle mücadele edecektir. Bundan sonraki süreçte başkalarının duruşu, tavrı ne olursa olsun bu hedefimizden geri adım atmayacağız. Çünkü Türkiye’nin ekonomik ve sosyal potansiyeli ve dünyada ulaşmasını hedeflediğimiz konumu yeni bir anayasayı gerekli kılmaktadır.

Uzlaşma komisyonunda samimiyetle ve kararlılıkla gayret gösteren AK Parti, bu süreç tamamlanıncaya kadar anayasa yapma iradesini koruyacak ve uzlaşma arayışlarını her zeminde sürdürecektir.

Hukuk ve Adalet

Ak Parti'nin adalet vizyonu, güven veren adalettir. Bunun için AK Parti adalet ile ilgili sorunların tümünü masaya yatırarak analiz etmiş ve gerekli adımları kararlılıkla atmaya başlamıştır.

AK Parti iktidarında Türkiye, hukukun hâkim olduğu, her vatandaşın hakkını arayabildiği bir ülke haline gelmiştir. Türkiye artık bir kanun devleti değil, gerçek bir hukuk devleti olma yolundadır.

Bu hedefe yönelik olarak yapısal değişiklikler ve mevzuat, insan kaynakları ve mahkemeler teşkilatı, fiziki ve teknolojik altyapı ve ceza infaz sisteminde değişimler gerçekleştiren AK Parti iktidarı, Yargı Reformu Stratejisinin yüzde 70'ini hayata geçirmeyi başarmıştır.

AK Parti söz verdiği gibi, dünyanın en önemli mevzuat reformlarından birisini gerçekleştirerek 12 Eylül darbe Anayasasında önemli değişiklikler yapmıştır. 2002 yılından bu yana birçok Anayasa değişikliği yaparak ülkemizin demokratik standartlarını yükselten AK Parti, geçen yüzyıldan kalan ve güncelliğini kaybeden, toplumun gerisinde kalan temel kanunlarımızın büyük kısmını yenilemiştir. Ceza adaleti sistemimizin yapı taşlarını oluşturan Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemeleri Kanunu, Ceza İnfaz Kanunu, Çocuk Kanunu, Kabahatler Kanunu; diğer taraftan Türk Ticaret Kanunu, Türk Borçlar Kanunu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu, Tebligat Kanunu bunlardan başlıcalarıdır.

İktidarımız süresince askeri yargı alanı, hukuk devleti sınırları içine çekilmiştir. Nihai hedefimiz uluslararası kıstaslara göre yargı birliğinin sağlanmasıdır.

2011 ve 2012 yıllarında yargılamaların hızlandırılması ve etkinleştirilmesi için tüm mevzuat gözden geçirilmiş ve 3 değişiklik paketinin kanunlaşması sağlanmıştır. 2023 perspektifinde yargılamaların hızlandırılması ve etkinleştirilmesi amacıyla yeni düzenlenen temel kanunların uygulaması değerlendirilecek ve gerekli değişiklikler yapılacaktır.

Yargılamanın hızlandırılması ve demokratikleşmesi için bugüne dek 3 paket çıkaran AK Parti iktidarı, 4. yargı paketini de TBMM'ye sunacaktır.

Dini veya etnik nefreti uyandıran, tahrik, tahkir ve tezyif içeren tutumlara ve eylemlere karşı etkili bir cevap, yerinde bir karşılık olarak “nefret suçu” tanımını geliştiriyor ve ceza hukukumuzda bu suçu güçlü bir yaptırıma bağlamanın hazırlıklarını sürdürüyoruz.

Bir diğer önemli nokta, temel hak ve hürriyetlerin en geniş hukuki korumaya medar olmasını sağlayacak adımların atılmış olmasıdır.

Türkiye yıllarca, özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince verilen ihlal kararlarının yükünü taşımak zorunda kalmıştı. Milletimiz bu tabloya ne layıktı, ne de razıydı. Ülkemizin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önündeki olumsuz görünümünü değiştirmek için çok önemli adımlar attık. İhlalleri önleyici yapısal reformlar, mevzuat değişiklikleri yanında, uygulamayı izleyecek, değerlendirecek ve ülke savunmasını üstlenecek çok önemli bir birimi, İnsan Hakları Daire Başkanlığı’nı, Adalet Bakanlığımız çatısı altında kurduk.

Avrupa Konseyi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi başta olmak üzere pek çok uluslararası kuruluşa, misyon üstlenen hâkim ve savcılar gönderdik.

Yargı kararları ve uygulamalarında AİHM içtihatlarına uygunluğun, hâkim ve savcıların terfilerinde bir kriter olarak belirlenmesi, evrensel hukuk ilkelerine uyma anlamında önemli bir adım olmuştur.

Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru imkânı tanıdık. Anayasa Mahkemesi’ni Türkiye İnsan Hakları Mahkemesine dönüştürerek vatandaşımızın hak arama mücadelesinde çok önemli ve yeni bir kapı açtık.

Büyük devlet olmanın gereği olarak, yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın her türlü hukuki sorununa ilk elden çözüm üretmek için adalet müşavirliği uygulamasını başlattık. 3 Eylül’den itibaren adli müşavirlerimiz vatandaşlarımızın yoğun olarak yaşadıkları yurt dışı merkezlerde göreve başlamıştır.

Yargının insan kaynakları önceki dönemlerle kıyaslanmayacak ölçüde güçlendirilmiştir. Yargıtay ve Danıştay'a yeni daireler kurulmuş, üye sayıları artırılarak davaların daha hızlı sonuçlanması sağlanmış, hâkim ve savcı sayısı yüzde 29 oranında arttırılmıştır.

İstinaf mahkemeleri hayata geçirilerek, Yargıtay ve Danıştay'ın asli fonksiyonları olan "içtihat mahkemeleri" haline getirilmesi sağlanacaktır.

2002 yılına oranla mahkeme sayısı yüzde 30'dan fazla arttırılmıştır. İhtisas mahkemelerinin sayısı ise yüzde 100'den fazla arttırılmıştır. İhtisas mahkemelerinin sayı ve çeşitliliği daha da arttırılacaktır.

Yargının teknik ve fiziki alt yapısında da önemli değişimler gerçekleştirilmiştir. Bilişim teknolojilerinin kullanılmasında son 10 yılda reform niteliğinde gelişmeler yaşanmıştır. Adalete erişimin kolaylaştırılması, şeffaflık ve etkinlik açısından Sesli ve Görüntülü Bilişim Sistemi Projesi tamamlanacaktır. Böylece vatandaşlarımız bulundukları yerden uzak mesafelerdeki adliyelere gitmeksizin adalete kolaylıkla erişebileceklerdir.

Uluslararası standartları karşılamayan 210 cezaevini kapattık. 2017 yılına kadar 194 cezaevini daha kapatacağız.

Ceza infaz sistemimizde hafif suçlarda modern ıslah yöntemleri uygulanacaktır. Elektronik kelepçe uygulaması bunlardan birisidir. Denetimli serbestlik sistemi daha etkin hale getirilecektir.

Ceza infaz kurumları, kişileri topluma yeniden kazandırmanın araçları olarak konumlandırılacaktır. Bu kapsamda, devrim niteliğinde bir adım atıyoruz. Dünyanın birçok ülkesinde uygulanan bir düzenlemeyi, ülkemizde ilk kez hayata geçiriyoruz. Tutuklu ve hükümlüleri aileleriyle buluşturuyoruz. Cezaevinde bulunan vatandaşlarımızın aile bütünlüklerini koruyabilmeleri ve aile ilişkilerini sürdürebilmeleri amacıyla, yasasında belirtilecek şartlarla, evli olanların eşleri ve çocuklarıyla bir araya gelmelerine imkân sağlayacağız. Bunun için gerekli olan yasal ve fiziki alt yapı çalışmalarına başladık. Meclis açıldıktan sonra tasarıyı sevk edeceğiz.

Temel Hak ve Özgürlükler

İnsan odaklı yönetim ve siyaset anlayışının özü, temel hak ve özgürlükleri her alanda ve evrensel ölçülerde geliştirmektir. Siyasetin ahlaki amacını meşruiyet, hakkaniyet ve adalet olarak benimseyen AK Parti, hayatın, toplumun ve devletin idame ettirilebilmesinin yolunun adaletin tüm alanlarda tesis edilmesinden geçtiğine inanmaktadır. Bu ise, öncelikle hak ve hakkaniyet kavramlarının hayata hâkim kılınmasıyla mümkündür. Devlet-vatandaş ilişkisinin sağlıklı şekilde kurulabilmesi de ancak insanın doğuştan sahip olduğu temel hakların koşulsuz kabul edilerek geliştirilebilmesiyle mümkündür.

AK Parti’nin varlık sebebi adaleti ve hakkaniyeti en üst düzeyde geçerli hale getirebilmektir. Hak ve özgürlükleri ideal anlamda geliştirmek geçmişten gelen ve bugünkü sorunların çözümünde temel bir ilkedir. Geleceğin Türkiye’sinin bölgesine örnek gösterilecek bir gelişmişlik düzeyine ulaşabilmesinde de hak ve özgürlüklerin geliştirilmesi büyük rol oynayacaktır.

AK Parti, kuruluşundan itibaren olduğu gibi bu bilinçle hak ve özgürlükleri önceleyen bir siyaset tasavvuruyla 2023’e hazırlanmaktadır.

Medeniyet değerlerimizden süzülüp gelen hak ve hürriyet kavramlarını geliştirmekle, devlet-toplum, devlet-birey, aile-birey arasındaki ilişkiler olduğu gibi farklı toplum kesimleri arasındaki ilişkiler de daha güçlü bir hale gelecektir. Tüm farklılıkların özgürce bir arada yaşadığı örnek bir toplum modeli ortaya konacaktır.

Korkuların, kaygıların, önyargıların esiri olmadan, ancak ülkemizin birlik ve bütünlüğüne yönelik hassasiyetleri en üst düzeyde tutarak kardeşliğimizi yüceltmenin, hakkaniyet ve adaleti tesis etmenin en temel gereği olan hak ve özgürlük değerlerini en ileri manada geliştireceğiz.

Her türlü insan hakkı ihlaline karşı sıfır tolerans politikası izlemeye devam edeceğiz. Bir vatandaşımızın hakkının ihlalini, bütün vatandaşlarımızın haklarının ihlali olarak göreceğiz. Bu amaçla, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı, Türkiye İnsan Hakları Kurumu ve Kamu Denetçiliği mekanizmalarının eksiksiz uygulamaya geçmesini sağlayacağız. Her türlü insan hakkı ihlalinin, ötekileştirme, ayrımcılık ve dışlama uygulamalarının sona ermesi için oluşturulan bu mekanizmalar hakların kurumsal koruma altına alınmasını sağlamaktadır.

Temel hak ve özgürlükler bağlamında laiklik ilkesine bakışımızı da bir kez daha vurgulamak istiyoruz. Laiklik, devletin tüm dinlere ve inanç gruplarına karşı eşit mesafede durduğu, kimsenin inancından dolayı baskı altında tutulmadığı, hiç bir dini inanışın diğerine hakim kılınmadığı, inanç özgürlüğünün demokrasinin olmazsa olmazlarından kabul edildiği bir ilke olarak anlaşılmalıdır. Bu ilkeden hareketle AK Parti, laikliği toplumdaki tüm inanç ve görüşler karşısında devletin tarafsızlığı olarak görmektedir. AK Parti laikliği, dinsizlik veya din karşıtlığı olarak görmemekte, laikliğin din karşıtı gösterilerek örselenmesine karşı çıkmakta ve laikliği bütün dinlerin ve inançların teminatı olarak görmektedir.

AK Parti, laikliği, din ve vicdan hürriyetinin, her türlü din ve inanç mensuplarının ibadetlerini rahatça icra etmelerinin, dini kanaatlerini açıklayıp bu doğrultuda yaşamalarının ve inançsız insanların da hayatlarını bu doğrultuda tanzim etmelerinin sigortası, bir özgürlük ve barış ilkesi olarak görmektedir.

AK Parti, kutsal dini değerlerin istismar edilerek siyaset malzemesi yapılmasını dinin siyasi, ekonomik veya başka çıkarlara alet edilmesini reddeder.

Farklılıkların bir arada yaşatılmasını hedefleyen demokratik bir ülkede inançlarından dolayı insanları baskı altında tutmak, çoğulculuğu, birlikte yaşama arzusunu, hoşgörü ve diyalogu ortadan kaldıracaktır.

AK Parti, dindar insanları rencide eden tavır ve uygulamaları ve onların, dini yaşayış ve tercihlerinden dolayı farklı muameleye tabi tutulmalarını veya dini kullanarak farklı düşünen ve yaşayan insanlar üzerinde baskı kurulmasını kabul etmez ve bu tür yaklaşımları anti-demokratik, insan hak ve özgürlüklerine aykırı bulur.

Milli Birlik ve Kardeşlik Süreci

AK Parti iktidarının demokratik açılım sürecinde başlattığı Milli Birlik ve Kardeşlik projesi büyük bir demokratikleşme hamlesidir. Bu çerçevede, devrim çapında demokrasi ve insan hakları odaklı reformlar gerçekleştirilmiştir. Yapılan bütün düzenlemeler, alınan bütün kararlar ve uygulamalar aslında AK Partinin kuruluşundan itibaren ortaya koyduğu insan odaklı ve özgürlükçü politikalarının somut göstergelerdir.

AK Parti iktidarı, baştan itibaren, her türlü ayrımcılığı reddeden kucaklayıcı bir siyaset tasavvuru ortaya koymuş, en belirgin kırmızı çizgiler olarak da etnik, dini ve bölgesel milliyetçiliği belirlemiştir. Farklı kimlikleri Türkiye’nin bütünlüğü içinde, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı ortak paydasında, her türlü farklılığı zenginlik olarak görerek birlik içinde yaşatma çabası içinde olmuştur. Bütün dini, etnik, sosyo-ekonomik ve kültürel hakların özgürce kullanılabilmesi için her tedbir bu dönemde alınmıştır.

Ülkemizde, geçmişte devletin ötekileştirici uygulamalarına maruz kalmış olan din, inanç ve etnik bütün kesimlerin tekrar bu millete, devlete ve topluma aidiyet duygularını güçlendirmek için yeni politikalar ve düzenlemeler hayata geçirilmiştir.

AK Parti takip ettiği kucaklayıcı birlik siyaseti ile bütün etnik ve inanç kesimlerinin karşılaştığı sorunların aşılması için Milli Birlik ve Kardeşlik sürecini başlatmış, böylece Türkiye’nin toplumsal dokusunu aşındıran kronik sorunların çözümü için çok boyutlu politikaları yürürlüğe koymuştur.

Uzun yıllara sari olan, Kürt vatandaşlarımızın ve Doğu-Güneydoğu Bölgelerimizin sorunlarına yaklaşımda çok köklü bir paradigma değişikliğine gidilmiş; ilgisizlik, geri kalmışlık, ayrımcılıkla mücadele anlamında etkili tedbirler geliştirilmiştir.

Öncelikle, meselenin siyasi boyutuna ilişkin olarak; terör sorunu ile vatandaşlarımızın demokratik hak ve talepleri birbirinden ayrılmış, etnik kimliklere dönük red, inkar ve asimilasyon politikalarına son verilmiştir. Korkuların yenilmesi, tabuların ve yasakların aşılması, toplumun ve devletin kendi gerçekleri ile yüzleşmesi, sorunların açıklıkla konuşulup tartışılabilmesi sağlanmıştır. Siyasi ve toplumsal hayatı normalleştiren bu adımlar atılırken; özgürlük için güvenlikten, güvenlik için de özgürlükten vazgeçilmemiştir.

Son 10 yıllık demokratik değişim ve dönüşüm sürecinde temel hak ve özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesi, hukukun üstünlüğü ilkesinin tavizsiz hayata geçirilmesi, demokratikleşme, sivil toplumun güçlendirilmesi ve topyekün normalleşmenin sağlanması amacıyla büyük ve ileri adımlar atılmıştır. Bu kapsamda; OHAL uygulamasına son verilmiş, DGM’ler ve son olarak da özel yetkili mahkemeler kaldırılmış, “işkenceye sıfır tolerans” politikası etkili şekilde uygulanmıştır, faili meçhul cinayetler ülke gündeminden çıkarılmıştır. MGK Genel Sekreterliği sivilleştirilmiş, YAŞ kararlarına yargı yolu açılmış, devlet memurlarının idari yargıya başvurma hakları genişletilmiş, EMASYA kaldırılmış, şeffaf bir yönetim için Bilgi Edinme Hakkı Kanunu çıkarılmış, siyasi partilerin kapatılması zorlaştırılmış, dernek kurma ve vakıfların mülk edinmeleri gibi düzenlemelerle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne uygun olarak siyasal ve sosyal alandaki örgütlenme özgürlüğünün sınırları genişletilmiştir.

Özellikle vurgulamak gerekir ki; bütün vatandaşlarımızın hak ve hukukunu en iyi şekilde korumak için Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkı getirilmiş, yani Anayasa Mahkemesi insan hakları mahkemesi haline getirilmiştir. Buna paralel olarak, ülkemizde ilk defa Kamu Denetçiliği Kurumu ve bağımsız Türkiye İnsan Hakları Kurumu kurulmuştur.

Özellikle etnik kimlik ve yerel dillerle ilgili vatandaşlarımızın hak ve hukukunun genişletilmesi için ise; bizzat Devletin televizyonundan 24 saat anadilde yayın sağlanmış, özel radyo ve televizyonlara anadilde yayın serbestisi getirilmiş, anadilde siyasi propaganda imkanı sağlanmış, cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlülerin aileleri ile, yakınlarıyla anadilde görüşme yapabilmesi imkanı sağlanmış, çocuklarına istedikleri ismi verme özgürlüğü sağlanmış, yerleşim yerlerine yerel isimler, eski isimlerinin verilmesi imkanı getirilmiş, Türkçe bilmeyen vatandaşlarımızın kamu hizmetlerine ulaşımı kolaylaştırılmış, Üniversitelerimizde farklı yerel dillerde bölüm ve enstitü açılması sağlanmış, bütün vatandaşlarımızın kendi anadillerini öğrenmeleri için kursların açılması düzenlemesi yapılmış, daha da ileri bir adım olarak, tercih ederlerse devlet okullarında kendi anadillerinin öğretilmesi mümkün hale gelmiştir. Bir anlamda, bu ülkede haksız şekilde geçmişte vatandaşların anadillerinde konuşmalarının önünde kısıtlamalar varken, bugün devlet “anadili ben öğreteceğim” demiştir.

Paralel şekilde, siyasal ve toplumsal alanlarda bu adımlar atılırken, bölgenin kalkınması için de bir seferberlik geliştirilmiştir. AK Parti iktidarları bölgesel geri kalmışlığı telafi için Cumhuriyet tarihinin en büyük ve kapsamlı kalkınma hamlesini başlatarak Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesine 35 milyar liralık yatırım gerçekleştirmiştir. Sorunun sosyo-ekonomik boyutunun çözümü kapsamında bölgeye çok önemli yatırımlar gerçekleştirilmiştir ve devam edilmektedir. Yatırım teşvik politikalarıyla özel sektörün yatırımları da artmaktadır. Uygulamaya konulan Köye Dönüş ve Rehabilitasyon Projesi (KDRP), terör mağdurlarının zararlarının ödenmesi uygulaması, GAP, BELDES, KÖYDES, Sosyal Destek Programı(SODES), Bölge Kalkınma Ajansları gibi projelerle bölgenin kalkınmasına yönelik çok önemli adımlar atılmıştır.

Bütün bu politikalarla, farklılıkları ne olursa olsun, milletimizin her bir ferdinin devlete duyduğu güveni artırdık ve demokratik devletin meşruiyetini sağlamlaştırdık.

Partimizin en temel ilke ve hedefleri olarak, daha güçlü bir Türkiye için bu yöndeki çalışmalarımız kesintisiz sürecektir. AK Parti, milletimizin bin yılı aşkın süredir gerçekleştirdiği kardeşlik ve birlikte yaşama iradesini ileri demokrasi standartları içinde daha da ileriye taşımayı hedeflemektedir.

Tekrar ediyoruz, biz insanımızın farklılıklarını zenginlik olarak görüyoruz. Milletimizin ortak tarihinden, kültüründen ve medeniyetinden miras kalan çeşitliliğini ve çoğulculuğunu yaşatmaya ve geliştirmeye kararlıyız. Vatandaşlarımızın birlikte, kardeşlik içinde yaşamaları en önemli hedefimizdir. Bu yönde önümüzdeki süreçte atacağımız yeni adımlar vatandaşlarımızın Türkiye Cumhuriyetine ve büyük milletimize aidiyet duygularını güçlendirecek, tüm renklerin birlikte ve ahenk içinde ilelebet hayatlarını sürdürmesini sağlayacaktır.

Milli Birlik ve Kardeşlik Projemizi kararlılık içinde sürdüreceğiz. Daha yapacağımız çok şey var.

Bu amaca yönelik olarak 2023 perspektifinde atacağımız bazı adımlar şöyle sıralanabilir:

  • Anadilde savunma konusunu yasal bir düzenleme ile sorun olmaktan çıkaracağız.

  • Resmi dilimiz Türkçedir. Ancak, vatandaşlarımızın anadillerinde kamu hizmetlerine erişimlerinin sağlanması çalışmalarına hız vereceğiz.

  • Vatandaşlarımızın güvenlik güçleri ile ilgili şikayetlerini değerlendirecek bir sivil yapı kurulması için “Bağımsız Kolluk Gözetim Mekanizması Kurulması Hakkındaki Kanun Tasarısı” kanunlaştırılacaktır.

  • “Ayrımcılıkla Mücadele ve Eşitlik Komisyonu’nun Kurulması Hakkındaki Kanun Tasarısı” kanunlaştırılacaktır.

  • “Kişisel Verilerin Korunması”na yönelik yasal düzenleme tamamlanacaktır.

  • Darbelerin dayanağı olarak kullanılan antidemokratik maddeleri mevzuattan temizleyeceğiz.

  • Darbelerle anılan bellibaşlı şahısların isimlerini kamu alanları ve kurumlarından kaldıracağız.

  • Mevzuatımızda etnik ayrımcılık algısı oluşturan birçok hükmü temizledik. Önümüzdeki süreçte bu çaba en mikro düzeyde devam edecektir.

Terörle Mücadele ve İç Güvenlik

Terör, son zamanlarda bütün dünyada etkisini göstermekte ve dünya barışını tehdit etmektedir. Terörle mücadele; iktidar, muhalefet, siyaset, medya ve bütün kurum ve kuruluşların ortak sorumluluğuyla yürütülmesi gereken bir süreçtir.

1990’lı yıllarda terörle mücadele adına insanımızın hak ve özgürlüklerinin neredeyse rafa kaldırıldığı, red, inkâr ve asimilasyon politikalarının hâkim olduğu bir dönemden sonra iktidara gelen AK Parti, hak ve özgürlükleri üstün tutmuş; red, inkâr ve asimilasyon politikalarını sona erdirmiştir. Hukuk ve demokrasi içinde yürütülen terörle mücadele anlayışı, insanımızın günlük yaşamını olumsuz etkilemeyecek, başka mağduriyetler ve sorunlar üretmeyecek şekilde sürdürülmüştür.

Terörle mücadelede antidemokratik ve baskıcı uygulamalara son vererek, devlet içindeki antidemokratik odaklar ile terör örgütünün birbirini güçlendiren ve meşrulaştıran karanlık sarmalına son verilmiştir.

AK Parti iktidarı, terörle mücadelede demokrasi ve güvenlik dengesini titizlikle gözetmektedir. Bir yandan özgürlükler güvence altına alınırken, diğer yandan terörle etkin mücadele edilmektedir.

Güvenlik olgusunu bölgesel bir vizyonla; insani, siyasi, sivil, askeri, ekonomik, kültürel, sosyolojik ve psikolojik yönleri ile bir bütün halinde ele alıyoruz.

Bölge halkının mutluluğunu, refahını, hak ve özgürlüklerini gözeten, Türkiye’nin bütünlüğünü ve üniter devlet yapısını koruyan, bölgeyi tehdit eden terörün önlenmesinde zaaf yaratmayacak bir şekilde toplumun duyarlılıklarına saygılı, etkili ve sorunları kökünden çözmeye yönelik politikalar bugüne kadar olduğu gibi aynı kararlılıkla sürdürülecektir.

Terörle çok boyutlu mücadele yürüten AK Parti iktidarı, sorunun nihai çözümünü sağlayabilmek için bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da tüm meşru imkân, yöntem ve yolları kullanarak kapsamlı bir stratejiyi uygulamaya devam edecektir.

Tamamını buradan indirebilirsiniz.

bottom of page